| Arka Sıradakiler ... |
Bu yazımda müsaadenizle yine bir dizinin analizini yapacağım. Yazının başlığından da anlaşıldığı gibi malum diziden bahsedeceğim. Televizyonda kanal kanal dolaşırken birkaç diyaloguna şahit olduğum, bu vasıtayla da genel bir yargıya ulaştığım ve geçen akşam yanılmadığımı anladığım dizi. Bir kısım lise gencinin okul içersindeki sosyal hayatlarını, sevinçlerini, üzüntülerini, yanlış yola sapmalarını..
(ki doğru yolda olan ya 1 ya da 2 kişi var) anlatan sözüm ona eğitici olması gerektiği yerde daha çarpık bir gençlik yetiştirmeye belki de istemeden destek olan bir dizi. Fiziksel analiz: Lise kızlarımızın eteklerinin sınır çizgisi maksimum diz kapağının 3 parmak üstü değil, basenlerin 3 parmak üstü olmuş. Yakası kapalı öğrenci göremezsiniz. Kravatın malum yeri gömleğin yakasında olacakken göbeğe kadar inmiş. Gömlekler neredeyse dirseklere kadar kıvrılmış. Pantolonlar o biçim. Sanki okul değil 1960 Harlem sokakları. Düşük bel pantolon giyip bir de yandan zincir taktığında zenci olduğunu sanan, orda burada “yawww” diye dolaşan, konuşurken cümlenin nerdeyse tüm kelimelerini yuvarlayan bir toplum haline geldik. “Bilmoruuum” gibi. Lise gençlerini canlandıran karakterlere karşın okulda hiçbir etkisi yokmuş, sadece ders anlatıp çıkıyormuş ve çaresiz ya da umarsızmış gibi gösterilen okul yönetimi ve öğretmenleri. Çeteleşme ise diz boyu. Sanki bir grubun üyesi olmadan adam gibi derse girip çıkılamazmış, önce kendin sonra sana emek harcayan ailen ve bu vatan için iyi eğitim almış olmak ya da olmaya çalışmak saçma bir şeymiş gibi aksine herkes bir gruba üye, herkes birine yanık, herkes agresif. Mesela geçen akşam ki bölümde sevdiği ama henüz ayrıldığı kızı başkasıyla otururken gören bir genç (ki liseli yapılmaya çalışılmış bence en az 25 yaşında) tuvalete isyanlar içinde gidip, orada bulunan okulun bir demirbaşına yumruk atar. Ve çerçevenin camı kırılır. El kan içinde. Kızla bu aynı sınıftadırlar. Derse girerler. Çocuk elinden akan kanı durdurmak için kravatını kullanır. Çünkü yönetmenin ve senaristlerin aklına bir mendil ya da başka bir şey gelmez. İllaki kanı kravatla durduracaklar. Maksat asiliği yansıtmaktır. Duygusal analiz: Dizinin neredeyse tüm oyuncularının bazı sorunları var. Bunların ise birçoğunun çete savaşları yüzünden suratları Çarşamba pazarına dönmüş. Sadece öğrenciler değil öğretmenler de sorunlu ve çaresiz gösterilmiş. Bir öğrenci diğerine yanlış yaptı mı tek çözüm kafa göz yarmak, kafasına vurup gözünden yaş getirmek gibi gösterilmiş. Bu manzara lise çağındaki arkadaşlarımıza nasıl “köstek” olur bakalım: 1. Lise öğrencisiysen kravatını düzgün bağlamana gerek yok. Hem o önemli bir araçtır. Mesela kanı durdurmak için gayet iyi kullanılabilir. Bence kamu kurumlarında olan ilaç dolaplarında sargı bezi yerine bir düzine de kravat bulundurmalıdır. Kanayan eline kravatı bağlayıp derse girebilirsin. Buna ne hoca ne de başkası bir şey der (dizinin gördüğüm en ütopik kısmı burasıdır. Bu durum senaristler ve yönetmen artık ne düşündüyse bu ülkeden kopuk yaşadıklarını göstermektedir. Çünkü eğer böyle bir şey yapıp devlet malına zarar verirseniz hakkınızda dava açılır. Ve okulun başındaki kişi görevinin bilincinde biri olursa büyük ihtimalle size yaptırım uygulanır –uzaklaştırma veya atılma gibi- Ama dikkat edin bilinçli yöneticiler olduğunda diyorum!). 2. Etek boyu önemli değildir. Orada bir şey olsun yeter. Bazı dinler ve ressamlar tarafından Adem ile Havva’nın resmedilmesinde üzüm yaprağı kullanılmıştır. Sizler kat be kat daha kapalısınız. Rahat olun. Ha makyajsız da okula gidilmez. Makyajı abartabilirsiniz. Suratınız gökkuşağına dönene kadar boya badana yapabilirsiniz. Çünkü belli olmaz belki bir televizyon programından şarkı söylemek için ya da ne bileyim kutu açmaca oyununa çağrılabilirsiniz. Ne de olsa 5 dakikada ünlü olunabilen bir ülkeyiz. 3. Eğer sevdiğiniz ama ayrıldığınız kızı başkasıyla otururken görürseniz, kendine hiç güveni olmayan biri gibi olayı sakinlikle ve olgunlukla karşılamayıp en yakın tuvalette bulunan camlı bir şeye bir yumruk atmalısınız. Çünkü bunun tek suçlusu o camdır. Bunu daha genişletip (ki maalesef dizi bunları tetikliyor) size kim yanlış yaparsa en yakın çerçeveden hırsınızı alabilirsiniz. Soranlara da rahmetli üstad Kemal Sunal gibi “güzelliğimden çatladı” der olayı nükte ile geçiştirirsiniz. 4. Kesinlikle bir çete üyesi olmalısın. Ne de olsa sürüden ayrılanları kurt kapar. Yani kendini bir sürü olarak görmen de bir sakınca yoktur. Gruptan birine yapılan yanlış herkese yapılmış sayabilirsin. Gerekirse bu uğurda kafanı gözünü yarabilirsin. 5. Öncelikli amacın derslerin ya da sana emek harcayanlara olan borcun veya senin hedeflerin değildir. Önemli olan o anı yani yansıtılan çatışmayı yaşamak ve bir taraf olmaktır. Çok ders çalışanlarla da dalga geçebilirsin. Çünkü o gayet bilinçli olmasına rağmen sen onun bilincini anlayacak düzeyde olamayabilirsin ve böylece aslında senden kat be kat üstün olan o kişi sana daha alçaktaymış gibi gelir. Sonuç: Yazdıklarımdan tutucu ya da muhafazakar olduğumu hissetmiş olabilecekler için şunu belirtmem gerekir ki; ben insanların ne giydiğine ne yediğine ne içtiğine hangi yanlış davranışlar içinde olduğuna karışmam. Ama bu saydıklarımı ortak yaşam alanlarında yapıyorsa işte o zaman da duramam. Yani okulun bir kıyafet tüzüğü, toplumların bir genel ahlak ve davranış anlayışı vardır. Bunlar birinin aklına esip de koyulmuş yazılı ya da yazısız olmayan kurallar değildir. Bunlar uzun süreçler sonunda olgunlaşmıştır. Yani lafın özü şu: ne yaparsan kendine yapmazsın. O dediğin taş devrinde kaldı. İnsanlar küçük gruplar halinde mağaralarda yaşarken iletişimin olmadığı bir çağda kaldı. Artık her şey küresel oldu. Uganda hapşırsa Türkiye nezle olur. Bu duygularda da böyledir. Çevrenizdekilere iyi örnek olunuz ya da iyi insanları örnek alınız. Bu arada Taş Devri’nde belki de en büyük tehlike(hastalıklar dışında) bir yırtıcının gelip sizi öldürmesiydi. Emin olun o çağdan daha tehlikeli bir çağda yaşıyoruz. Bu arada benimle sohbet eden arkadaşlarıma beni sorsanız, belki de ortak cevapları neşeli biri olmamdır. Lise de hem inektim hem de yırtık. Yırtıktan kastım sadece kitaplara gömülmedim. Belli sınırlar içinde “geyik muhabbeti” de yaptık. Bu üniversitede de böyle oldu. Yani iki ucun iyi bir karışımı da oluyor. Benim özellikle lise çağındaki arkadaşlara ve özellikle o diziyi izleyenlere tavsiyem şudur ki; diziyi izleyebilirsiniz ama hayatınıza uygulamayın, oradan etrafa yayılan bazı kötü çıkarımları siz üstünüze almayın. Sadece kitaplara gömülmeyin yoksa aktif hayatı kaçırırsınız. Emin olun hem eğlenmeye hem çalışmaya fazlasıyla vakit var. Kötü kalabalıklardan farklı olduğunu düşünen ve olmaya çalışan, azimli, terbiyeli, çağdaş ve bu ülkeye aşık herkese en derin saygı ve sevgilerimle, Geç de olsa herkesin yeni yılını en içten duygularla kutluyorum. 2009’da umarım her şey herkes için biraz daha iyi olur. Selçuk TOPAL Uzman Astronom |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Eynesil Canlı |
| Kemençe Dinle |
| Fotoğraf Galerisi |
| Röportajlar |
| Reklam |
| Site Haritası |
| Künye |
| Videolar |
| Festival İstiyoruz |
| Eynesil |
| Web Tasarımı |
| Kemence İzle |
| Kemence Dinle |
| espriler.Net |
| trabzon 2011 |
| Liderkaradeniz |
Aytekin Karabektaş |
![]() |
Özgür Kemal |
![]() |
Tolga İhsan Gül |
![]() |
Selçuk Topal |
![]() |
Erdinç Güdük |
![]() |
Serdar Güdük |
![]() |
Yakup Mürtezaoğlu |
![]() |
Mehmet Yılmaz |
![]() |
Yorumlar